Kişisel Gelişim

İnsanlara Kendinizi Nasıl Sevdirebilirsiniz?

16 Haziran 2020, 23:17

Yeni insanlarla tanışmak garip bir deneyim olabilir. Düşünsenize, karşınızda hiç tanımadığınız bir insan oturuyor ve bu kişi üzerinde iyi bir ilk izlenim bırakmak yani kendinizi sevdirmek istiyorsunuz. Ne yapardınız? Nasıl bir tavır takınır veya ona neler söylerdiniz?

Araştırmalar, beşeri ilişkilerin mutluluk için elzem olduğunu, hatta bu durumun iş hayatınız söz konusu olduğunda da değişmez bir gerçek olarak karşınıza çıkacağını gösteriyor. Öyle ki bağlantı(ağ) oluşturma becerisinin iş fırsatlarını yakalamanın ve tatmin edici bir kariyere imza atmanın kilit noktası olduğu dahi söyleniyor.

Peki, iyi ilişkiler geliştirmenin, insanlarla uyum içinde olmanın ve onların güvenini kazanabilmenin en kolay yolu nedir? Basitçe ifade etmek gerekirse insanlara kendinizi nasıl sevdirebilirsiniz?

Cevabı bilmiyor musunuz?

Panik yapmayın, Robin Dreeke biliyor!

Çünkü Robin bir zamanlar FBI’da davranış bilimleri uzmanı olarak görev yapıyordu. Dahası kendisi tam 27 yılı aşkın bir süredir sosyal ilişkiler üzerinde çalışıyor. Yani, insanların sizi sevmesini sağlama konusunda onun uzmanlığına sonuna kadar güvenebilirsiniz.

İnsanlarla iyi ilişkiler geliştirme ve kendini sevdirebilme konusundaki bilgi birikimini bir kitap haline getiren Robin Dreeke’in görüşlerinden yola çıkarak- kimi zaman alıntılar yaparak- derlediğimiz bu yazıda siz değerli okuyucularımıza maddeler halinde listelediğimiz şu soruların cevabını sunacağız.

Yazımızda çok daha fazlası var!

Hazırsanız, yeni tanıştığımız insanlara kendimizi sevdirmek ve sosyal ilişkilerimizi sağlamlaştırmak adına neler yapmamız gerektiği üzerine konuşmaya başlayalım.

 

İnsanlara sorular sorun. Onları dinleyin. Ama asla yargılamayın. Hiç kimse yargılanmaktan hoşlanmaz.

Gelin bu konuda bir de Robin’e kulak verelim:

“İlk kez karşılaştığım insanlarla konuşurken her daim aklımın bir köşesinde tuttuğum bir numaralı strateji koşulsuz onaydır. Başkalarının görüş ve düşüncelerini onları yargılamaksızın dinlemeye özen gösteririm. Hiç kimse sahip olduğu herhangi bir düşünce veya görüş ya da yaptığı herhangi bir eylemden ötürü yargısız infaza uğramak istemez, değil mi?.  

Bu durum, karşınızdaki kişiyle her daim aynı fikirde olmanızı da gerektirmez. Yargılamaksızın vereceğiniz bu onay, karşınızdaki kişinin ihtiyaçlarını, isteklerini ve hayallerini anlamak için zaman ayırmak anlamına gelir.”

Peki, insanlar kendileri hakkında size gerçekten çılgınca gelen şeyler anlatmaya başladığında ne yapacaksınız?

Robin, böylesi durumlarda takındığı tavrı ise şu sözlerle anlatıyor: “Aynı fikirde olmadığım veya anlamlandıramadığım şeyler söyleyen insanları yargılamak yerine şöyle bir durup  “Bu gerçekten büyüleyici! Böyle bir şeyi daha önce hiç duymamıştım. Anlamama yardım eder misiniz lütfen? Nasıl oldu da böyle bir kanıya vardınız?” diyorum.”

Böylesi bir söylem karşınızdaki kişiyi yargılamadığınızı, aksine anlattığı şeyleri can kulağı ile dinlemeye hazır olduğunuzu gösterecektir. Bu sayede insanlar en sevdikleri konu, yani kendileri hakkında konuşmaya gerginlikten uzak bir biçimde devam edebilirler.

Araştırmalar, insanların yiyecek veya para mevzularından çok kendileri hakkında konuşmaktan zevk aldıklarını göstermektedir.

Karşılıklı konuşma süreci esnasında hatta Facebook ile Twitter gibi sosyal medya siteleri aracılığıyla kendimiz hakkında konuştuğumuzda dahi beynimiz bu uyaranı algılar ve haz duygumuzu tetikler.

Yani, insanlara kendinizi sevdirmenin ilk kuralı, insanları eleştiri oklarınızın hedefi haline getirmekten vazgeçip onları mutlu bir şekilde onaylamaktır.

Kolay görünüyor, değil mi?

Ah, keşke öyle olsaydı.

Sorun ne mi?

Yazımızı okumaya devam edin. Anlayacaksınız.

 

Çoğumuz hata avcısı olmaya bayılır, insanların hatalarını yüzüne vurmak için ölüp biteriz.(İnternetteki yorum bölümleri tam da bu ateşi söndürmek için vardır, öyle değil mi?) Hata avcılığının temelinde bastıramadığımız egomuz vardır ve maalesef insanların koşulsuz onaylama sürecine ket vuran en büyük engel de egodur. Üstelik egonuzun rüzgarına kapılıp da hata avcılığına girişmek veya insanlara bilgiçlik taslamak ilişkilerinizi başlamadan bitirebilir.

Birinin yanlışını düzeltmek mi istiyorsunuz?

Zeki, küçük bir hikaye ile onları alaşağı etmenin peşinde misiniz?

Lütfen yapmayın.

Nasıl mı?

Elbette ki egonuzu dizginleyerek!

Egonuzu kontrol atına almanız, kendi ihtiyaç, istek ve görüşlerinizi bir kenara bırakmanız anlamına gelir. Doğruyu savunma veya hataları düzeltme arzunuzu bilinçli olarak görmezden gelmelisiniz. Elbette ki bu başkalarının asla onaylamayacağınız duygu ve düşüncelerinin esiri olacağınız anlamına gelmiyor.

Unutmayın, insanlarla çelişmek sağlam ilişkiler yaratma sürecinizi sekteye uğratabilir. Kişisel gelişim uzmanı ve yazar Dale Carnegie de yıllar önce aynı şeyi söylemiştir – dahası modern sinir bilim de kendisi ile aynı fikirdedir.

Peki, yargılanacaklarını bildikleri bir politik ortamda kendi dünya görüşleriyle çelişen bilgilerle karşılaşan insanların beyinlerinde tam olarak ne oluyor dersiniz? İnsanlar dünya görüşleriyle ters düşen yeni bilgileri fark eder etmez,  beynin akıl ve mantık bölümü işlemeyi tümden bırakır. Ve düşmanca saldırılarla uğraşan kısım – yani savaş ya da kaç tepkimiz – kontrolü ele geçirir. Yani, beynimiz çelişkilerle karşılaştığında mantığı devre dışı bırakıp savunmaya geçme eğilimindedir. 

Anlayacağınız, kendinizi sevdirmek için zeki görünmeye çalışmayı bırakmanız gerekiyor. Emin olun yalnızca iyi bir dinleyici olarak da kendinizi sevdirmeniz mümkün.

 

Herkes dinleme becerilerinin, daha genel bir ifadeyle etkin dinlemenin iletişimdeki kilit rolünün farkındadır, ancak kimse bunu nasıl yapacağınıza ilişkin net bir bilgi sunamaz. Peki, etkili bir iletişimin sırrı nedir?

Tabii ki konuşma sırası size geldiğinde ne söyleyeceğinizi düşünmeyi bırakmak ve karşınızdaki insanın söylediklerine odaklanmaktır!

Bu nedenle, yeni tanıştığınız insanlara kendinizi sevdirmek istiyorsanız, onları iyi dinlemeli, anlattıklarına büyük bir ilgi ve merak duygusu ile yaklaşmalısınız. İlginizi çeken her konuda ayrıntıya inmelerini talep etmeniz de yararınıza olacaktır.

Dinlemek kendinizi tamamıyla kapatacağınız anlamına gelmez. Zira dinlemek söyleyecek tek bir söze dahi sahip olmamak demektir. Burada ince bir ayrım söz konusudur. Çünkü dinlemeyip yalnız susmakla yetinirseniz, halen daha söylemek istedikleriniz üzerine düşünüyorsunuz demektir. Tek fark bunları henüz dillendirmemiş oluşunuzdur. Anlayacağınız, cevabınızın ne olacağını düşündüğünüz an, karşı tarafın söylediklerine tam olarak kulak vermiyorsunuz demektir, çünkü o sırada tek yaptığınız sıranın kendinize gelmesini beklemek, yani kendi hikayenizi anlatmak üzere fırsat kollamaktır.

Peki,  bundan kurtulmak için ne yapmalısınız? Robin’in önerisi şöyle: “Aklınıza paylaşmak istediğiniz bir hikaye veya düşünce geldiği anda onu kafanızdan atmaya çalışın. Kendinize sağlam bir bilinç ve kararlılıkla “Hayır, bu hikayeyi anlatmayacağım” diyebilin. “

Aslında, yapmanız gereken tek şey kendinize şu soruyu sormaktır: “Bahsedilen onca fikir veya düşünceden hangilerini büyüleyici buluyor ve daha da keşfetmek istiyorum?”

Araştırma sonuçları, insanlardan kendileri hakkında daha çok şey anlatmalarını istemenin sizi daha sevilebilir bir kişi haline getireceğini ve karşılığında onlarında size yardımcı olmaya çalışacaklarını ortaya koymuştur.

Etkin dinlemenin temel prensipleri ise oldukça basittir:

Mutlaka okuyun:

Biliyorum, biliyorum – bazı insanlar kelimenin tam anlamıyla sıkıcıdır, öyle ki anlattıkları şeyler sizde en ufak bir merak dahi uyandırmaz. Peki, bu gibi durumlarda konuşmayı sürdürmek ve ilişkiyi kurtarmak adına ne yapmalı ne tür sorular sormalısınız?

Cevabı merak ediyorsanız, bir sonraki adıma bakın.

 

Hayat zengin fakir ya da yaşlı genç ayırt etmeksizin herkes için zor olabilir.

Hepimiz zorluklarla mücadele eder ve mücadele alanlarımız hakkında konuşmayı pek severiz. Bu nedenle, konuşmanın devamlılığını sağlamak adına insanlara soracağınız en iyi sorular da mücadeleye ilişkin olanlardır.

Robin Dreeke, insanlara sorabileceğiniz sorular içindeki favorisinin zorluk ve mücadele soruları olduğunu söylüyor. “Bu hafta işte ne tür zorluklar yaşadınız? Bu bölgede yaşamanın ne gibi zorlukları var? Çocuk yetiştirme sürecinde karşılaşılacak zorluklar nelerdir?” Herkesin savaştığı bir zorluk vardır. Ve insanların mücadele alanlarını sorgulamakla onlara hayattaki önceliklerinin ne olduğunu paylaşma fırsatı da sunmuş olursunuz.

Soruların gücü yalnızca bununla da sınırlı değildir. Birini etkilemenin en güçlü yollarından biri de herhangi bir konuya ilişkin tavsiyelerini sormaktır.

Araştırmalar, imalat, finansal hizmetler, sigorta ve ilaç endüstrileri de dahil iş hayatının hemen her sektöründe tavsiye talebinde bulunmanın akranlarınızı, amirlerinizi veya astlarınızı etkilemenin en etkili yollarından biri olduğunu göstermektedir. Tavsiye arayışına girmeniz, astlarınızı bastırmada ya da üstlerinizin gözüne girmeye çalışmada kullanacağınız taktiklerden çok daha ikna edicidir. Yine bu sayede tavsiye alanlar kişiler herhangi bir kişinin kusurlu ticari tercihleri ile yetinmek zorunda kalmadan değişik pek çok fikir arasından en mantıklı olanı seçme yoluna giderler.

Ne o? Yoksa bu aşamayı hain emellerinize alet edebileceğinizi mi düşündünüz? Yanılıyorsunuz. Çünkü bu yöntemin işlerliği için tek koşul samimiyettir.

Tavsiye arayışı üzerine yapılan tüm araştırmalar, tavsiyelerin başarısının “onu samimi ve otantik bir jest olarak algılayacak bir hedefe bağlı olduğu” gerçeğini açığa çıkarmıştır. İnsanları doğrudan bir etkileme stratejisiyle tavsiye almaya teşvik ederseniz, söz konusu tavsiyeler etkisini tümden yitirir ve sıradan cümlelerin ötesine geçemezler.

Peki, ya bu süreçte samimiyetten uzak, kelimenin tam anlamıyla  soğuk nevale birine yaklaşmak zorunda kaldıysanız? Sizinle konuşmak istemeyen insanların dikkatini nasıl çekeceksiniz?

Bir sonraki adımımız bu sorunun cevabını bulmak olacak.

 

Robin, bu rahatlığı sağlamak için onlara şöyle diyebileceğinizi söylüyor: “Sadece birkaç dakikam var, tam da çıkmak üzereydim.”

Neden mi?

“Çünkü insanlar çok geçmeden ortamdan uzaklaşacağınızı bildiklerinde kendilerini daha rahat hissederler. Bir kafeye gidip etkilendiğiniz birinin yanına oturur ve “Hey, sana bir kahve ısmarlayabilir miyim?” derseniz, karşınızdaki kişi hemen savunmaya geçer ve kim olduğunuzu ya da ne istediğinizi umursamaksızın yalnızca yanından ne vakit ayrılacağınıza odaklanır.”

Araştırmalar, insanlara mevcut anın konuşmak için iyi bir zaman olup olmadığını sormanızın, karşınızdaki kişinin isteklerinize uyma olasılıklarını artırdığını göstermektedir.

Kimse tuhaf birinin konuşmalarıyla esir alındığını hissetmekten hoşlanmaz. Bir insan her daim karşısındaki kişiye yardımcı olmak isteyecektir, ancak bunu yapmak için kendisini güvende hissetmesi ve her şeyin kontrolü altında olduğunu düşünmesi gerekir.

Tabi saydığımız her şeye özen gösterseniz dahi yeni biriyle tanıştığınızda iki çift lafı bir araya getirmekte zorlanıyor olabilirsiniz. Bunun temel sebebi korkudur, üstelik bu korku yeni ve harika insanlarla tanışmanızı engeller.

Robin’e göre insanları güvenilmez addetmemizin temelinde onlardan duyduğumuz sözler ile beden dillerinin uyuşmazlığı yatar. Bu uyumsuzluğu ortadan kaldırmaya çalışmak yani beden dilini etkili kullanmak kendimizi sevdirmemizi sağlayacak bir diğer adımdır.

 

Bu adıma gelinceye kadar kendinizi sevdirmede pozitif konuşmanın, ego ve yargılamadan uzak bir iletişim dili benimsemenin öneminden bahsetmiştik. Kendinizi sevdirmeniz için elzem bir diğer nokta ise beden dilinizin (“sözel olmayan dil”) söylemlerinizle eşleşmesidir.

Robin, bu konuya ilişkin şu önerilerde bulunuyor:

Bilimsel araştırmalar da bu görüşü özellikle de ilk maddeyi destekler niteliktedir. Gülümsemek bizleri de mutlu eder.(Hatta gülümsemenin etkisini daha da arttırmak adına çok daha yavaş gülümsemelisiniz.) Sinir bilim araştırmaları gülümsemenin-elbette ki kimin gülümsemesi olduğuna bağlı olarak- beyninize 2000 paket çikolata yediğiniz veya büyük ikramiyeyi tutturduğunuz zamanlar ile eş değer miktarda bir zevk yaşattığını göstermektedir.

Yani, bir entrika uzmanı olmak yerine hoş bir insan olmayı denemelisiniz.

Mutlaka okuyun:

Peki, ya karşınızdaki kişi tam da bir entrika uzmanı ise? O zaman ne yapacaksınız?

 

Bu yazının başlığı “sosyopatlar için etkili iletişim araçları” değil, yani size başkalarını nasıl manipüle edeceğinizi öğretmeye çalışmıyoruz.

Asıl mesele, birilerinin bu yöntemleri sizi manipüle etmek için kullandığını hissettiğinizde ne yapacağınızı bilmektir.

Düşmanca ya da saldırganca bir tavır sergilemek yerine net konuşmayı tercih etmeli ve karşınızdaki kişiye istediği şeyin ne olduğunu sormalısınız. Sizinle kurdukları bu etkileşimden tam olarak ne bekliyorlar?

Robin, bu tarz insanlarla karşılaştığında takındığı tavrı şu şekilde anlatıyor: “Yapmaya çalıştığım ilk şey, konuşmamanın amacına ilişkin bir netlik sağlamaktır. Karşımdaki kişiye direkt olarak şunu söylerim “Bana çok güzel şeyler söylüyorsunuz. Açıkçası yaptığınız işte çok yeteneklisiniz. Ama gerçekten merak ettiğim bir şey var… Amacınız nedir? Ne elde etmeye çalışıyorsunuz? Ben hedeflerim için buradayım, belli ki siz de hedeflerinizin peşindesiniz. Yani bana hedeflerinizin ne olduğunu söyleyebilirseniz, konuşmamızı bu bağlamda sürdürür ve hedeflerimizin ne kadarını gerçekleştirebileceğimizi karşılıklı olarak değerlendirebiliriz. Söylemek istemezseniz de bu durumu anlayışla karşılarım.” Sonrasında ise karşı tarafın beni onaylamasını beklerim. Birisi beni, düşüncelerimi ya da görüşlerimi haklı çıkarmaya uğraştığında ona karşı tetikte olurum. Ve bunu  büyük bir keyifle yaparım. Çünkü artık konuşmanın perde arkasındaki gerçek niyeti arama aşamasına geçmişimdir. Karşımdaki kişi benim için mi burada, yoksa amacı beni kullanmaktan mı ibaret anlamaya çalışırım. Kendi çıkarınız için orada olduğunuzu her halinizle belli eder, benim önceliklerimi hiçe sayan kelimelerle konuşursanız, beni manipüle etmeye çalıştığınızdan emin olurum.”

İnsanlarla gerçek bir bağ kurmak mı istiyorsunuz? O halde hilelere değil, güvene odaklanın. Çünkü saygı ancak bu şekilde kazanılır. Güven kırılgandır. Güvensizlik ise kendini gerçekleştiren kehanetler gibi varlığı bir kere hissedildi mi yaşanması kaçınılmazdır.

İnsanlar, en önemli karakter özelliklerinin ne olduğu sorulduğunda hep aynı cevabı verirler: Güvenilirlik. Bağımsız topluluklardan oluşan 3 farklı araştırma grubu katılımcılarına (aile üyeleri,çalışanlar, atletizm grupları vb.) ideal grup üyelerinin en temel karakteristik özellikleri üzerine düşünmeleri söylenmiş ve her birinin güvenilirliği ilk sıraya yerleştirdiği görülmüştür.

Bu, “kendiniz olmanın” da ötesinde bir şeydir.

 

Robin’in kendinizi sevdirme çabalarınızda size yardımcı olacağını umduğumuz tavsiyelerini kısaca özetleyerek yazımızı sonlandıralım:

 

Reha Akyürek

Bilgi Üniverstesi Elektronik Mühendisliği bölümünü bitiridim. Profesyonel olarak haber editörlüğü yapmaktayım.
İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı